16 Şubat 2009 Pazartesi

YARIM KALMIŞLIK...



BENJAMIN BUTTON ;

nasıl bir yarım kalmışlık....
nasıl bir özveri....

yıllara meydan okuyup, hayatının son saatlerine dek nasıl da sevmek.....

Son zamanlarda çok ama çok etkilendiğim bir film...

06 Şubat 2009 Cuma

Merkür



Kıymetim peki,
Merkür nezaman normale dönecek ??

16 Nisan 2008 Çarşamba

.......

“Çözümde görev almayanlar, sorunun bir parçasıdırlar”.
GOETHE
Geçen hafta sonu sevgili SEFER (KÜLTÜR MANTARI ) bloguna swiss otelde olduğu ile ilgili bir yazı bırakmıştı. Hatta neden orda olduğunu merak edenler içinde bir link eklemişti..iyiki de eklemiş.
bende merak ettim, girdim, inceledim ve çok etkilendim..
Ülkemizde son yıllarda sıkça konuşulan kalite çalışmalarının özüne bakıldığında birkaç insanın yani azınlığın omuzlarında gittiği söylenebilir..
gördümki bu omuzlardan birtanesine Sevgili SEFER'in omzuymuş ve bundan dolayı çok etkilendim.. Dünyanın seyrine, büyük değişimlere ve ilerlemelere de bakıldığında manzara aynıdır ve aynı olmaya devam edecektir..
Uçsuz bucaksız yığınları peşinden sürükleyen, heyecanlandıran ve ateşleyen bir kaç kişiye bu nedenle ‘uçsuz bucaksız azınlık’ demek daha doğru olacaktır.
Herkesin birbirini suçladığı, mevki peşinde koştuğu ama kendini geliştirmek gibi bir kaygısının olmadığı bir toplumdayız. Hep birilerinden bir şeyler bekleyen sürekli eleştiren, hiç tatmin olmayan, yetinmeyen ve en küçük zorlukta pes eden insanlar bence ‘çok az bir çoğunluğu’ oluşturmaktadır..
“Israrcı, atak olmayı nicedir unuttuk, çabuk yoruluyoruz..
Azim, azmedenin kendisinden başka kimseye erdem olarak görünmüyor. Giyim, kuşam, yemek, eğlence, modalar, trendler, küsmeler, barışmalar, nazlar, niyazlar, tüketim küçük bir övgü ya da söylevle mutlu olabilen vasatın oyalanma araçlarıdır. Onlar ipi göğüsleyemiyorlar…”
Uçsuz bucaksız azınlığı oluşturan insanların en büyük özelliği, kendi rahatlarını başkalarının ve toplumun yararı için bozmuş olmalarıdır. Toplumun daha hızlı kalkınması ve ilerlemesi için her insan, tıpkı bu insanlar gibi kendi rahatını ve isteklerini ertelemek ve bozmak zorundadır. Kalitenin tanımı da galiba budur.
Hepimiz kendi ödül ve cezamızı kendi içimizde taşımalıyız, kendi iç kalitemizi oluşturmalı ve o uçsuz bucaksız azınlığa dâhil olmalıyız..

12 Nisan 2008 Cumartesi

DİYELİM Kİ;

Diyelim ki bir bankada yada herhangi bir kurumda bir işlemimizi yapmak için sıraya geçmiş beklemekteyiz. birden çat kapı içeri girdi ve hemen en öndekinin de önüne geçip işlem yapmak istedi
Acep nasıl bir tepki gösrerirdik yada gösterdığimiz tepki ile hangi kişilik sınıfına girerdiniz ...
2. soru ; bu durumda KIYAK adama ne yapardı ??????????????


Tepki çeşitleri:


Klasik: Sıraya geç kardeşim!
Neoklasik: Şeker kardeşim, sıraya geçiver!
Realist: Sıra var!
Sürrealist: Sallandıracaksın bunlardan ikisini Taksim Meydanı’nda, bak bir daha yapabiliyorlar mı?
Romantik: Beyefendi, galiba sırayı görmediniz!


Naturalist: Sırana geç!
Modern: Efendim, insanımız eğitimsiz! Halbuki Avrupa’da...
Postmodern: Sırana geç lan ayı!
Uzlaşımcı: Acelesi olmasa öne geçmezdi, üzmeyin garibi!
Devrimci: Altyapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek!
Mütevekkil: İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür!
Feisefeci (septik-kuşkucu): Ön ve arka kavramları görecelidir. Ön tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne seçtiğini zanneden aslın da arkaya geçmiş olabilir.
Kantçı yaklaşım: Efendim, algılanmayan şeyler yok demektir. Bak mayın o tarafa, adam yok olur!
Kötümser varoluşçu: Herkes bir gün ölecek. Onurlu şekilde bekleyin. Bir gün o adam da ölecek.
İyimser varoluşçu: Sıkmayın canınızı, şu anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor!
Hümanist: İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için. Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz.

10 Nisan 2008 Perşembe

SANAL ALEM


İnternet hayatımıza sanal bir boyut kattı. Milyonlarca insan sanal âlemde (cyber world), oysa dışarı çıkınca o dünyadan hiçbir iz yok. Bilgisayar başında o kadar gerçek, dışarıda hiç yok gibi..Gelecekte herkes kendi sanal âlemini kuracak. Teknoloji çok ileri gidecek. Oturduğunuz yerden dünyayın her yerine gidebileceksiniz. Matrix gibi. Orası çok gerçek gibi görünecek, oysa aslında olmayacak.. Dünyamız güneş sisteminin bir parçası, o da başka sistemin, o sistemler de galaksimiz “Samanyolu”na ait. Galaksimiz de “galaksi grupları”na ait. Bizim son fiziksel sınırımız, uçsuz bucaksız gibi görünen bu uzay. Ama aslında “uzay” son mu? “Son” ne demek? “Son” varsa, “ilk” de var. O zaman iç içe girmiş sistemlerin temeli yıkılmıyor mu?Neyin nerde başladığı, nerde bittiği belli değil. Her şey var. Her şey yok. Aynı yerde. “Var” ve “yok” ne ki? Mutlak gerçek var mı ki? Sistemin tâ kendisi bu değil mi? Aslında “mutlak gerçek” yanlış kurulan veya kurulduğu zannedilen bir kavram değil mi? Hep iç içe girmiş, bağlı “dünyalar” aklıma geliyor.Bence biz zaten bir “matrix”in içindeyiz. Kendi kendimize de başka “matrix”ler yaratacağız..

30 Mart 2008 Pazar

BENDEN


Bazen herşey anlamsızlaşır, boğulur gibi hisseder insan kendini.
Sokaklar kalabalıktır ama ıssız olsa keşke dersin..
Gökyüzü berraktır ama hafif yağmur istersin.
Radyoda anılar serisinden hafif bir müzik vardır, Sezen'den bir parça olsa da dinleseydim dersin.
Seni anlamayan, boş konuşan boş bakan insanlarla sonuçsuz cümleler paylaşmak zorunda kalırsın..
Ayrılamazsın o ortamdan ne kadar istesen de.
Hayatın gerekliliğidir bu, kurmuş olduğun düzenin getirdikleridir. Konuşur, konuşursun aklın yüreğin başka yerlerde, Başka zamanlarda, başka mekanlarda olmak istersin hep.
Olur bazen değil mi herkese bunlar?
Olması gereken, doğrusu böyledir diye bilinen şeyler vardır ya,
kalıplaşmış düzenin insanları yapıyor hepimizi.
Ve mutluluğumuzun sınırları da başkaları tarafından çiziliyor. Mutsuzluğumuzu yaşama, gösterme hakkımız elimizden alınıyor.
İçi farklı dışı farklı bireyler haline geliyoruz. İfade edemiyoruz duygularımızı.
Bencil olmamak, sahip olduğumuz nimetlerin değerini bilememekle suçlanıyoruz.
Aslında nasıl hissediyorsan öylesindir. Zaman gelir bağıra çağıra şarkılar söylemek gelir içinden. Zaman gelir ağlamaya bahane ararsın, en küçük birşeyde gözlerin ıslanır, dudakların titrer.
Bu farklı birşeydir, tarifi gerçekten zordur..
Ne de olsa kimseden izin almamız gerekmeden en hoyratça kullanabileceğimiz tek sahipliğimiz yine biziz..
Varsın hırpalayan yine biz olalım…
işte böyle durumlar da insan yanında bir dost ister..
"DOST " ki;
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenmeli..
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı...
Dost dediğin; fanatik olmalı.. Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli..
Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...
Gerekirse saatlerce, yan yana oturup seninle hiç konuşmadan, denizi seyredebilmeli..:))
Sesini duyduğunda bile, sana enerjisini aktarabilmeli..
Kısacası, senin en kıymet'lin olmalı.. :)))
Yaşam bir armağan bizlere biliyorum, hayatı ve bize verdiği herşeyi seviyorum...
Ama arada bir de olsa memnuniyetsizliğimizi göstermemize fırsat verilmesi gerektiğinide düşünüyorum...
Sevgiyle kalın..
aytac...

21 Şubat 2008 Perşembe

..AYTAÇ..





Aytaç, erkek ve kız adı. "Ayın tacı".
Aytaç Arman akla geldi.
birleşik isim
ay + taç
Türkçe + Farsça kökenli




BUNU HAK ETTİN AYTAÇ..YALVAR ŞİMDİ..İHİ..

kıymetlin..